Bilgisayar programcıları ikiye ayrılır: İlki sırf okulunu okuduğu ya da bir şekilde mesleği olduğu, ikincisi programlamaya karşı ilgisi olduğu için bilgisayar programcılığı yapar. Evvela bunun bilinmesi gerekir. Fakat bunun ayrımı bu yazının işi değil.

Programlamak demek, programladığın şeye hükmetmek demektir. Bütün güç (zahiri olarak) programlama yapanın elinde gibidir. O programladığı şeye emir verir, programlanan ise o emri uygulamakla mükelleftir. Fakat programlanan hiçbir zaman “leb” demeden “leblebi”yi anlamaz. Böyle bir dezavantajı vardır. Ona “leblebi”nin tamamı söylenmek zorundadır. Hatta ona emir verirken kelimelerin tam olarak telaffuz edildiğine, noktalama işaretlerine çoğu zaman da harflerin büyüklüğüne küçüklüğüne bile dikkat edilmelidir. Bu itibarla bilgisayar programcısı hassas yaşar. Yapacağı işlerde teferruata dikkat eder.

Evet, bilgisayar programcısı hükmetmeyi sever. Söylenenlerin tam olarak yerine getirilmesini ister. İşin cilvesi: kendisini de bir kontrol edenin olduğunu çok çabuk unutur. Nefes borusuna bir pirinç tanesi kaçtığında anlar acziyetini… O zaman anlar kendisini kontrol edeninin (yönetenin) Mutlak Hakikat olduğunu. O zaman anlar mükemmel bir şekilde programlanan kâinatın bizim bilmediğimiz ne yazılımları olduğunu.

Bir Yorum Yazın